Çizen:Bedirhan PEHLİVANLI
30 Aralık 2010 Perşembe
26 Kasım 2010 Cuma
İS'Lİ GEÇMİŞ ZAMAN
kalbim paramparça
aldırma
tıpkı bu hasır çardaklar gibi
aldırma zamana
ne çocuklar geçti bahçeler yeşildi
büyürken geçtim nehirden
yatay evren
gözlerim güler
günlerim ağlar
büyürken geçtim yanından
söyledim mi sana
en uzun kelebeğin öyküsü
en kısa bizim hayatımız
böyle aldın koynuna beni
taze bir kır vardı gözünde
sonra sarıya sardı gökler
ne severdim solarken sarıyı
söyledim sana
sarının sonu tutuşmaktır
kupkuru ağaçta baharı beklemektir
sen yoktun ben bir ormana aşık oldum
böyle girdim koynuna
ismimi yazdı koynuna
daha aşka çok bahar uğrayacak
daha başka çok bahar ağlayacak
kalp kalbe karşıdır
göz gözde demlenir
bütün düşler beynin üzerindedir
bütün ayaklar beynin altındadır
ayakların cezası ömür boyu gidememektir...
YAZAN : Emre YAZAN
aldırma
tıpkı bu hasır çardaklar gibi
aldırma zamana
ne çocuklar geçti bahçeler yeşildi
büyürken geçtim nehirden
yatay evren
gözlerim güler
günlerim ağlar
büyürken geçtim yanından
söyledim mi sana
en uzun kelebeğin öyküsü
en kısa bizim hayatımız
böyle aldın koynuna beni
taze bir kır vardı gözünde
sonra sarıya sardı gökler
ne severdim solarken sarıyı
söyledim sana
sarının sonu tutuşmaktır
kupkuru ağaçta baharı beklemektir
sen yoktun ben bir ormana aşık oldum
böyle girdim koynuna
ismimi yazdı koynuna
daha aşka çok bahar uğrayacak
daha başka çok bahar ağlayacak
kalp kalbe karşıdır
göz gözde demlenir
bütün düşler beynin üzerindedir
bütün ayaklar beynin altındadır
ayakların cezası ömür boyu gidememektir...
YAZAN : Emre YAZAN
20 Kasım 2010 Cumartesi
YILDIZ - HIRSIZ

yıldız çalarım ben
çatılarda gölge gibiyim geceleyin
göklerin mücevheridir onlar
dokunduğum anda avuçlarım buz olurlar
kötülük etmem kimseye bundan başka
yıldız çalarım ben;
aklımdan bir kıta göç ettiğinden beri
sivri pabuçlarım bir de kel kafam
başkaca hinliğim yoktur
hayran olduğum ay'dan çekinirim bir tek
yalnızca o görür kopardığımı çocuklarını
affetsin diye tanrı ve ay'a ayrı ayrı yalvarırım
buradan ince bir yağmurla yeryüzüne ineceğiz
torbamda yıldızlar ;
gündüz birer taş gibi
ömrüm ve zaman beyazda duruyor
zümrüt ve diğerleri ışıltıdan doğuyor
çalıyorum tüm renklerini gecenin
mavi ve siyahta bir kül kadar renksizim
ancak yıldızların aşkı içimde kırmızı şimdi
odama asacağım onları ki;
gölgem bile naif bir tüle dönüşsün
parlasın gözlerim ve pencerelerim
ayaklarım yerde , aklım göklerde
bir fanus gördüm düşümde
alemlerden aleme nefes nefese
göklere çıkamazsam
gökleri getiririm bize
Çizim: graphiceverywhere
YAZAN : Emre YAZAN
10 Kasım 2010 Çarşamba
Uzay boşluğu. zannedersem tek eksiğimiz uzay boşluğuydu.
Sandalyeye oturdu, kafasını ellerinin içine aldı ve saçlarını çekerek acının içinde birşeyler uyandırmasını bekledi. herhangi birşey, herhangi bir duygu. Acı arttıkça onu düşündü; bir kıvılcım, ufak bir sızı. Hayır, hiçbirşey. kalemi ve kağıdı yere savurarak dizlerinin üzerine yere düştü. Ellerini kavuşturarak yukarıya doğru baktı ve kafasını sallamaya başladı. 3 sene diye düşündü. O günden buyana geçen tam 3 koca yıl. ve koca bir hiç. 3 yıl öncesini şimdiye bağlayan ince pamuk ipliği, gökyüzünün sınırlarını çizen bir ufuk çizgisi gibi; gri, hareketsiz. Gökkuşağının bittiği yerde bir kazan dolusu altın vaadeedilmesi gibi; çizginin gölgesi altında kalan herkese mutsuzluk vaadediyordu. Tıpkı o günden sonra hayatına giren herkese onun bahşettiği gibi. yapmacık muhabbetler, heyecansız flörtler, tutkusuz seksler. Arkadaşları haklı olmalıydı, yada belki de konuşan testosterondu. farketmez. Dönüp dolaşıp geldiği yer yine aynı nokta. Bu masa, bu sandalye, bu kalem, farklı boş sayfalar. Odanın bir köşesinde buruşturulup atılmış kağıt yığınına baktı. Ziyan olmuş hayatlar, kaçırılmış fırsatlar. Belki paralel evren de şansım yaver gitmiştir diye düşünerek hayatında ki önemli karar anlarını hatırlamaya çalıştı. Ve hemen kendisinin kahkaha olarak tanımlayacağı bir ses çıkardı, anılar dağıldı. Kelebeğin etkisi mi, kafasında filler tepinse hiçbirşey değişmezdi. Ama belki.
Belki o son içkiyi içmeseydi. O son öpücüğü almasaydı. O son bakışı atmasaydı. O son anda direksiyonu kırabilseydi.
Eve gidebilseydik. Müzikle sevişebilseydik. Kollarımda uykuya dalabilseydi.
Gülümsedi ve yığına başka bir kağıdı buruşturup attı.
Sandalyeye oturdu, kafasını ellerinin içine aldı ve saçlarını çekerek acının içinde birşeyler uyandırmasını bekledi. herhangi birşey, herhangi bir duygu. Acı arttıkça onu düşündü; bir kıvılcım, ufak bir sızı. Hayır, hiçbirşey. kalemi ve kağıdı yere savurarak dizlerinin üzerine yere düştü. Ellerini kavuşturarak yukarıya doğru baktı ve kafasını sallamaya başladı. 3 sene diye düşündü. O günden buyana geçen tam 3 koca yıl. ve koca bir hiç. 3 yıl öncesini şimdiye bağlayan ince pamuk ipliği, gökyüzünün sınırlarını çizen bir ufuk çizgisi gibi; gri, hareketsiz. Gökkuşağının bittiği yerde bir kazan dolusu altın vaadeedilmesi gibi; çizginin gölgesi altında kalan herkese mutsuzluk vaadediyordu. Tıpkı o günden sonra hayatına giren herkese onun bahşettiği gibi. yapmacık muhabbetler, heyecansız flörtler, tutkusuz seksler. Arkadaşları haklı olmalıydı, yada belki de konuşan testosterondu. farketmez. Dönüp dolaşıp geldiği yer yine aynı nokta. Bu masa, bu sandalye, bu kalem, farklı boş sayfalar. Odanın bir köşesinde buruşturulup atılmış kağıt yığınına baktı. Ziyan olmuş hayatlar, kaçırılmış fırsatlar. Belki paralel evren de şansım yaver gitmiştir diye düşünerek hayatında ki önemli karar anlarını hatırlamaya çalıştı. Ve hemen kendisinin kahkaha olarak tanımlayacağı bir ses çıkardı, anılar dağıldı. Kelebeğin etkisi mi, kafasında filler tepinse hiçbirşey değişmezdi. Ama belki.
Belki o son içkiyi içmeseydi. O son öpücüğü almasaydı. O son bakışı atmasaydı. O son anda direksiyonu kırabilseydi.
Eve gidebilseydik. Müzikle sevişebilseydik. Kollarımda uykuya dalabilseydi.
Gülümsedi ve yığına başka bir kağıdı buruşturup attı.
Yazan: Erdem Abidinoğlu
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





